DÖVİZ KURLARI

 

 

 

Dönüşmek ya da Dönüşmemek

Mushtak PARKER

 

Olmak ya da olmamak. işte bütün mesele... Giderek artan sayıda görülen bu ikilem Körfez ülkeleriyle Güneydoğu Asya ülkelerindeki bankaların içinde bulundukları dönüşüm tasarılarını anlatmaktadır. Faizsiz finansman pazarının bariz karakteristik özellikleri (hızlı büyüme, yatırımcı ve tüketicilerden gelen talep artışı, yüksek likitide oranı, denetleme görevindeki yetkili kurumların desteği vb.) “dönüşüm” konusunda adeta bir zorunluluk ortaya çıkarmıştır.

Geçen yıl 6 adet klâsik bankanın faizsiz bankaya dönüştüğünü düşünecek olursak, klâsik (faizli) banka iken faizsiz finans kurumu olmaya yönelen bu dönüşüm yalnızca gelip geçici bir durum mudur, yoksa bu bölgelerde bulunan geleneksel bankacılık için yeni bir başlangıç mıdır?

Ortadoğu’daki olumsuzluklar arasında yaşayan geleneksel bankacılar faizsiz bankacılığın aslında ilgi çekici bir tür olarak pek fark edilmediğini vurguladılar ve faizsiz finans sektörünün yeni ve rekabetçi bir kalkınma modeli olabilmesi için utangaç, içine kapalı görünümden sıyrılması ve dışa dönük bir şekilde uyarılması gerektiğini belirttiler. Onlara göre faizsiz finans sektörü; cehaletten,güvensizlikten ve menfaatçilikten uzak, samimî bir teşebbüse dayanan, ilham verici ve inanca dayalı bir yönetim biçimi sergilemelidir.

Birleşik Arap Emirliği (BAE) Ekonomi ve Maliye Bakanı ve aynı zamanda Dubai islâm Bankası yönetim kurulu başkanı olan Dr. Khalfan Bin Khirbash yaptığı bir açıklamada “Faizsiz bankacılık rüştünü ispatlamıştır. Hem kendi toplumumuz hem de diğer toplumlar için büyüme açısından önemli bir güç oluşturmaktadır. Yeni bir sektör olmasına rağmen son 30 yılda çok etkileyici bir dinamizm sergilediğini görmekteyiz. Son zamanlarda halka arz edilen faizsiz finans hisselerine talebin, beklenenden 33 kat daha fazla olduğuna bakınca, durumun güçlü bir büyüme göstergesi olduğu kadar yatırımcıların faizsiz finans ürün ve hizmetlerine olan ilgilerinin artmakta olduğununda açık bir ifadesidir. Ayrıca bazı yerel (millî) ölçekli malî kurumların da faizsiz finans kuruluşlarına dönüştüğünü görmekteyiz” dedi.

Nitekim, ödenmiş sermayesi120 milyon dolar olan National Bank of Sharjah, 2002 yılında başlayan faizsiz bankacılığa dönüşüm çalışmaları sonrasında 2003 yılı sonunda oluşan bilançosunu açıkladı. Konuyla ilgili açıklama yapan Mr. Natif J. Adam (Plasman ve Dış işler Müdürü) “2003 yılı banka için çok başarılı bir yıl olmuştur. Hemen hemen bütün ana göstergelerde bir yükseliş söz konusudur. Bizim bu dönüşümümüzün çok önemli bir örnek teşkil edeceği kanaatindeyim” dedi.“

2002 yılında Körfez ülkelerinde faizsiz esasta çalışan 10 bankadan 8 tanesi, sergiledikleri performanslara göre, bölgelerinde en iyi 50 banka arasında gösterilmişlerdir.Biz orada sadece dinî değerlerimiz nedeniyle var değiliz, bunda aynı zamanda işimizi iyi yapmamızın ve gösterdiğimiz performansı n da katkısı var. Ayrıca birbirimizle de rekabet ediyoruz. 2002 yılına geri dönüp varlık göstergelerine baktığımız zaman faizsiz finansta çalışan bankaların, bütün Körfez Ülkeleri içerisinde performansı en iyi geleneksel (klâsik) faizli bankadan bile daha iyi oldu ğunu gördük. Bunun nedeni olarak şunu söyleyebiliriz: Bizler dünyanın en iyi iki değerine sahibiz; “ahlâk” ve “performans”.

Emirates Bank Group’a bağlı olan, The Middle East Bank (MEB) ve Kuwait Real Estate Bank (KREB) faizsiz bankacılığa geçiş plânını açıklayan en son iki banka oldu. Suudi Arabistan’daki Al-Jazira Bank yönetimi daha 1997 yılında stratejik bir karar almıştı: Bundan böyle, bankanın tüm ürün ve hizmetlerinin

islâm Hukuku’na uyumlu ve uygun olmasına dikkat edilecekti. Dönüşüm böylece başlamış oldu. Sosyopolitik açıdan genç Müslümanların finansal ürün tercihi yaparken inançlarının çok önemli bir rol oynayacağı ve bunun inanç ve itikat eksenli artarak devam edeceği önesürülmektedir. Körfez ülkeleri gibi genç bir tüketici nüfusa sahip (nüfusun % 70’i 25 yaş altında olan) ülkelerdeki bu nüfusun büyük talebi faizsiz bankacılığın lokomotifi olacaktı.Geleneksel bankalar bu konuya önem vermedikleri için, gelecekte onları bekleyen tehlikenin farkında değildiler.

 Suudi Arabistan’daki National Commercial Bank (NCB) gibi büyük bankalardan bir tanesinin faizsiz bankacılığa dönüşümünü ilân etmesi genel dönüşüm sürecini hızlandıracaktır.B.A.E. Dr. Kirbash’ın da uyardığı gibi, faizsiz bankacılığın büyümesi ve dönüşüme olan talep artışı ile beraber bu durumun yönetilebilmesi çok güç ve sorumluluk gerektiren bir noktaya gelmiştir. Bunun başarılması, misyon sahibi ve kurallara sıkı sıkıya bağlı islâm Bankacıları tarafından gerçekleştirilebilir.

Mart 2004’te Londra Cafe Royal’de Ortadoğu Derneği yıllık toplantısında konuşan dernek başkanı Sir James Craig, dinî değerlerin bankacılık ve finans sektörüne olan etkisinin giderek artmakta olduğunu belirtti. Örneğin, toplantıdaki misafir konuşmacılardan HSBC Group Holdings CEO’su Stephen Green’in Anglikan vaiz (gayri resmî) olduğu anlaşıldı.

Hiç kimse Mr. Green’i “Hıristiyan Fundamentalist” olarak damgalamaya ya da HSBC Group’un 2003 yılında elde ettiği 14 milyar dolar kârın “inanç merkezli sosyal piyasa ekonomisi”nin ve hatta Hıristiyan Demokratlığı’nın harikulâde bir örneği olarak nitelemeye kalkışmadı. Acaba hayal edilebilir mi, bir büyük faizsiz bankanın tepe yöneticisi, yörenin imamı veya din dersi hocası olsun?

   
         

   
         


 

Google

 

 


 

 
Copyright © 2004 Barış Kösten (bkosten@yahoo.com)